Nur İçözü'nün kaleminden...

Okullardaki söyleşilerde ilk sorulan şey, “Neden yazar oldunuz?”

Aslıda bu unvanı kazanıp kazanamadığımı tam olarak bilemiyorum. Bunu elbette ki zaman gösterecek. Eğer yılar sonrasına yapıtlarımdan bazıları kalırsa, “Demek ki yazar olmuşum,” diye düşünebileceğim. Şimdi gelelim sorunun upuzun yanıtına: Efendim, bilenler bilir, mesleğim gazetecilik. 18 -19 yaşımdan beri işim yazı yazmak. Yalnızca yazmak olsa iyi, yazı işlerinin mutfağına gelen haberlere tat katmak, taşlarını dikenlerini ayıklamak. Yani, editörlük yapmak.

Bu işin dersini almadım, öğrenimini görmedim, göremedim. (Bunun da ayrı bir öyküsü var ya, neyse…) Anlayacağınız tam bir alaylıyım. Ancak, çok önemli bir ayrıcalığım olduğu kanısındayım. Zamanın usta yazı işleri müdürlerinden “el” aldım. Birlikte çalışmanın tadına vardım.

“Kısacık bir yolculuk yapalım geçmişe,” derseniz eğer, Babıâli’nin daracık sokaklarında koşar adım yürüyen çıtı pıtı bir kıza rastlarsınız, her sabah ve akşam. Önceleri bir ofset film atölyesine fırçasının gücüyle “rötuşçu” olarak girmiştir Nur Tangı. Aldığı resim eğitimi sayesinde, incecik Türk motiflerinin renk ayrımlarını kolayca yapar, lak denilen örtücülerle. Sonra, camlı masalarda, o incecik motifleri baskıya göndermek için, dört renk film montajını da üstlenir. Çünkü atölyede ondan başkasına güvenemez ustalar. Ve bu güven onu birkaç ay içinde “şef” yapıverir, yılların deneyimli ofset filmcilerinin başına. Yıl 1967, yaş19.

Babıâli o dönemlerde sihirli bir dünya sanki. Bu dünyaya girmek de, bu dünyadan ayrılmak da kolay değildir doğusu. Öyle “ha” deyince bir masa vermezler adamın önüne! Hele bir koltuğa yerleşmek uzun çabalar ister. Babıâli’de Topuk Sesleri* de az çok duyulmaktadır artık. Üstelik o seslerin en güçlülerinden biri, Azize Bergin’dir. Çıtı pıtı kızın koşuşturmaları, dakikliği dikkatini çekmiştir nasılsa. Öyle ki, aynı otobüsle evlerine gidip geldikleri günlerden birinde “Hayat Mecmuası'nda bir ressam arıyorlar,” deyiverir genç kıza. “Gel seni Sezai Solelli’yle tanıştırayım.”

Daha ilk görüşmede masasını sandalyesini gösteriverirler kıza. İşi, Sayfa Sekreterliğidir. Yani, bu günün deyişiyle “sayfa tasarımı”dır. O zamanın tekniği, tıpkı bir mimar titizliğiyle sayfaları hazırlamayı, sütunları, satırları, harfleri saymayı, puntoları hesaplamayı gerektirir. Başlıkların atılması, resim altlarının yazılması da kısa sürede görevlerinden biri haline gelir. Çünkü yazısal dilinin çok iyi olduğu müdürleri tarafından keşfedilmiştir. Genç kız 22 yaşındayken kendini zamanın önemli çocuk dergilerinden biri olan Doğan Kardeş'in başında bulur. O günlerde soyadı İçözü olmuştur ve henüz bir yaşını doldurmamış bir de oğlu vardır... Bugünün şartlarında çocuk sayılabilecek bir yaştayken birkaç önemli sorumluluğu birden yüklenmiştir, ama keyfine diyecek yoktur. Meslek yaşamında yılar boyunca üstleneceği yazı işleri sorumluluklarının ilkidir Doğan Kardeş. Ardından çeşitli çocuk dergileri, gençlik ve kadın dergilerinin yazı işleri müdürlükleri…

Yıllar ardı ardına devrilir. Nur İçözü hiç kesintisiz 30 yıllık meslek deneyimine karşın kitap yazmayı aklına bile getirmez. Çünkü bunun önemli bir yetkinlik istediğini bilmektedir. Hele çocuklar ve gençler için yazmak ayrı bir sorumluluk da gerektirir. Ta ki, eline geçen niteliksiz çocuk kitaplarını görene kadar…

Milliyet Kardeş Dergisi’ndeki köşesine tanıtılması amacıyla gönderilen çocuk kitaplarından pek çoğu öylesine niteliksiz, hatta tehlikeli görünür ki, bir sabah bilgisayarının ekranına, “BU YIL İLK KİTABINI ÇIKARACAKSIN!” diye yazar. Çünkü çocukların dünyasına farklı bir PENCERE açması gerektiğini anlamıştır. Şansa bakın ki, aynı günlerde BU Yayınevi’nden İlknur Levent’le karşılaşır. Dosyaları kısa sürede kitaplaşır. BU Yayınevi’nin, gönlünde apayrı bir yer alması bu nedenledir. Yıl 1996. Böylece KAR MASALLARI dünyaya gelir. MASAL BAHÇESİ'nde ardı ardına kitaplar boy vermeyi sürdürür

İşte, size meslek yaşamımda kısacık bir zaman yolculuğu… 7 – 8 yıl gibi kısa bir sürede 80’e yakın kitap yazmamın ardında, bugünü de katarsak, 38 yıllık bir deneyim ve birikim var. Dedim ya, ben başka iş bilmiyorum. Benim mesleğim sözcüklerle uğraşmak. Onların soluğunu duyumsamak, melodilerini dinleyip, okurlarımla paylaşmak...

Evet, en başta da söylediğim gibi:

ÖYLE KIZDIM Kİ, SONUNDA YAZAR OLDUM.

İYİ Kİ KIZMIŞIM!

* BABIALİ’DE TOPUK TIKIRTILARI / AZİZE BERGİN / EPSİLON YAYINLARI.
Etkinlikler
  • 16Nisan
    Çocuk ve Gençlik Edebiyatında Nur İçözü Sempozyumu
    Osmangazi Üniversitesi