Dokuz
öyküden oluşan bir kitap.
İçindeki öyküler, çocuğun yaşamın gerçekçi boyutunu yazınsal bir ortamda
algılamasını hedefliyor.
KUŞLARIN AVUKATI
-----
Cahit! Duymuyor musun oğlum, kapı çalıyor.
-----
Duyuyorum anne.
-----
Peki o zaman niye açmıyorsun?
-----
Açıyorum anne!
Hep böyle
olurdu. Herkes evde olsa bile kapıyı açmak nedense hep Cahit’e düşerdi.
Hadi annesini anlıyordu. Kadıncağız işten yorgun argın dönmüş yemek
hazırlamaya çalışıyordu. Peki ablası niye ortalıkta yoktu? Belli ki
çoktan okuldan eve dönmüştü. Belli ki ders de çalışmıyordu. Çünkü
odasından yükselen bangır bangır müzik sesi tüm apartmana yayılıyordu.
Kendi
kendine “Tam da derse başlamıştım,” diye söylendi. Çalışma masasından
kalktı, kapıyı açtı.
-----
Kim gelmiş Cahit?
-----
Komşu teyze anne...
Apartmana
yeni taşınmışlardı. Pek fazla tanıdıkları yoktu. Annesiyle babası her
sabah erkenden işe gittikleri için, komşularla tanışmaya da fırsat
bulamamışlardı. Cahit, komşu hanımı elinde bir kağıtla kapıda görünce
şaşırmıştı.
-----
Buyurun. Bir şey mi istemiştiniz?
Kadın
gülümsedi. Kapı aralığından içeri doğru, kaçamak bir bakış attı.
-----
Evet yavrucuğum. Bir sorun var da...Anneni çağırabilir misin?
-----
Peki.
Cahit
mutfağa koştu. Annesine fısıldadı:
-----
Komşu teyze geldi. Seninle görüşmek istiyor.
-----
Niye acaba? Yoksa bir yaramazlık mı yaptın?
Haydaaa!
İşte bir de iftira! En ufak bir olayda ilk suçlanan hep kendisi olurdu
zaten!
-----
Hayır anne! Elinde bir kağıt var. Belki de para isteyecek.
Annesi
elini önlüğüne kuruladı. Koridordan geçerken aynaya bir göz attı.
Parmaklarıyla dağınık saçlarını düzeltmeye çalıştı. Kapıya vardığında,
yüzüne en sıcak gülümsemelerinden birini bile oturtmuştu:
-----
Şöyle içeri buyursaydınız ya. Ayakta kalmayın.
-----
Teşekkür ederim. Zaten size borçluyuz. “güle güle oturun”a bile
gelemedik. Başka zaman inşallah.
-----
Tabi...Beklerim. Bir sorun mu vardı?
Kadın
elindeki kağıdı anımsadı. Hemen uzatıp anlatmaya başladı.
-----
Evet...Hem de ne zamandır halledemediğimiz bir sorun. Şu kuşlarla
ilgili! Sonunda imza toplamaya karar verdik. Sizden de bir imza rica
edecektim.
Annesi
kağıdı aldı. Yazılanları okumaya başladı. Her satırla birlikte yüzü
şekilden şekle girdi. Cahit neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Acaba
müzik setinin sesinden mi şikayet ediyorlardı? Kapıya yaklaştı.
Annesi
kağıdı sonuna kadar okudu. Kaşları çatılmıştı. Bir an düşünceli bir
şekilde sustu. Sonra kağıdı komşu kadına geri verdi.
-----
Şeyyy...Kusura bakmayın ama ben bu kağıdı imzalayamam.
Kadının
yüzündeki sevecen gülümseyiş bir anda silindi.
-----
Neden? Yoksa güvercinler sizin balkonunuza pislemiyor mu?
Annesi
açıklamaya çalıştı:
-----
Pisliyor... Ama bir kova suyla hallediveriyorum. Suyla sabunun
temizlemeyeceği şey yok!
-----
Orasını biz de biliyoruz elbet! Önemli olan balkona konmalarını önlemek.
Yoksa farkında değil misiniz, bu kanatlı yaratıklar neredeyse tüm
mahalleyi işgal ettiler.
-----
Nasıl yani?
-----
Önceleri yalnızca serçelerin seslerinden yakınıyorduk, ardından
kırlangıçlar çatı aralarını paylaştılar. Güvercinlerin guruldamalarına
sabrederken bu defa da kargalar dadandı mahallemize. Görmüyor musunuz,
balkonlardan, kepenklerden renk renk naylon poşetler sarkıyor! Kuşlar
korkup konmasın diye panayır yerine çevrildi güzelim sitemiz! Ama o da
boşuna. Her yer yine kuş kaynıyor.
-----
Gördünüz ya baş edemezsiniz.
-----
İşte biz de onun için imza toplamaya karar verdik ya! Siz
katılmayabilirsiniz, ama mutlaka Belediye’den bir karar çıkaracağız.
Cahit
şaşkınlıkla söze karıştı:
-----
Belediye kuşların uçmasını mı yasaklayacak?
-----
Tabi ki yasaklayamaz. Yasaklar insanlar için olacak! Yem verilmezse her
şey hallolur. Kuşları beslemek yasaklanınca, onlar da karınlarını
doyurmak için başka yerlere göçecek. Anlatabildim mi? Neyse daha fazla
tutmayayım. İyi akşamlar.
Kadın
öfkeyle arkasını dönüp karşı kapıya yöneldi. Annesi nezaketi elden
bırakmamaya çalışarak arkasından seslendi:
-----
Güle güle, iyi akşamlar hanımefendi. Oturmaya da beklerim...
O sırada
konuşmaları duyan ablası da odasından çıkıp yanlarına gelmişti.
-----
Ne oldu anne? Bir sorun mu var?
-----
Yok canım... Kendi kendilerine dert çıkarıyorlar işte!
-----
Peki ne istiyorlarmış?
-----
Dedim ya, işleri güçleri yok, kendilerine uğraşacak bir şeyler
arıyorlar. Kuşlara yiyecek atılmasını yasaklatmak için imza
topluyorlarmış.
Ablası
şaşırmıştı.
-----
Kuşların onlara ne zararı varmış?
-----
Balkonlarına konup pisliyorlarmış. Çevre kirliliğine neden oluyorlarmış!
Bu son
söz Cahit’i de öfkelendirdi.
-----
Vay canına! Demek kuşlar çevreyi kirletiyormuş ha? Peki yukarı
katlardan bahçeye atılan çöplere ne demeli?
-----
Öyle ya! Pamuklar, portakal kabukları,sigara paketleri, izmaritler...Yaz
kış tepemizden aşağı yağmur gibi yağıyor. Bahçe çöplüğe dönüyor! O kadar
şikayet ettik, kimse aldırmadı.
Annesi
başını iki yana sallayarak mutfağa döndü.
-----
Bu işler böyledir çocuklar. ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’
derler ya, işte böyle. Tek kelimeyle bencillik!
-----
Hem de nasıl! O zavallı kuşları karda kışta ölüme terk edemeyiz
herhalde! Kış bastırınca ortada yiyecek minicik bir tohum bile
bulamıyorlar.
Cahit
kararlı bir sesle konuya noktayı koydu:
-----
Kim ne derse desin. Yaz kış dinlemem! Ben her sabah camımın önüne ekmek
kırıntılarını koyarım.
Cahit, o
akşam kendini bir türlü derslerine veremedi. Mahalle halkının küçücük
kanatlı dostlarına karşı savaş açması çok ağrına gitmişti. Onları
savunması gerekiyordu. Hemen ertesi gün uygulamaya girişti.
Okulu
oldukça uzaktaydı. Annesi o yıl da, her zamanki gibi servise vermek
isteyince artık kendi başına gidebileceğini söylemişti. Böylece aile
bütçesine yük olmadığı için kendini daha da büyümüş hissediyordu.
Birkaç
arkadaşıyla birlikte, otobüsle gidiyorlardı. Doğrusu çok da keyifli
oluyordu, ama ara sıra neşelerini kaçıran olaylar da yaşamıyor
değillerdi. Örneğin geçen sabah, Çetin komik bir olayı anlatırken
yolculardan biri, “Yetti ama!Burayı okula çevirdiniz!” diye bağırmıştı.
Sonra da tüm yolcular ağız birliği edip, verip veriştirmişlerdi. Ne
terbiyesizlikleri kalmıştı de saygısızlıkları. Ardından hepsi de daha
önce yaşadıkları bir takım olayları ortaya dökmüştü. Okul durağında
inerlerken Arzu dayanamamış, “ Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Ama
siz de yol boyunca otobüsü kahveye çevirdiniz!” deyivermişti.
Doğrusu ya
Cahit de otobüstekilerin davranışına bozulmuştu. Üstelik, azarlandıkları
için çok da utanmıştı. Farkında olmadan seslerini yükselttiklerini kabul
ediyordu, ama bunu saygısızlık ya da terbiyesizlik olsun diye
yapmıyorlardı ki! Küçük bir uyarı yetmezmiş gibi dakikalarca eleştiri
bombardımanı altında kalmak hiç de hoş değildi. Yine de o günden sonra
otobüste biraz daha dikkatli olmaya çalışıyorlardı.
O sabah
durakta buluştuklarında, Cahit hemen, bir gece önce yaşadıklarını
anlattı. Kuşlara karşı girişilen eylem hepsini üzmüştü. Emir, öfkeyle “
Bir de bizim hayvanları sevmemizi öğütlerler,” diye söylendi. Serkan, “
Bunlar hep tembel ev hanımlarının marifeti,” diye kendince bir yorum
yaptı. Çetin, “ Doğru! Temizlik yapmamak için kuşları kovmaya
çalışıyorlar,” diye arkadaşını destekledi. Her zaman ataklığıyla dikkat
çeken Arzu bu kez nedense daha sakindi. Akılcı bir öneride bulundu:
-----
Madem ki onlar belediyeye şikayet için imza topluyorlar, biz de
toplarız!
-----
Nasıl yani?
-----
Basbayağı. Biz de elimize bir kağıt alıp, kapı kapı gezeriz. Kuşları
beslemenin yasaklanmaması için imza isteriz. Sonra da kağıdı belediyeye
götürürüz. Gerekirse hayvanları koruma derneğine bile gideriz.
Çocuklar
bu fikri tutmuşlardı. Aralarında sözleştiler. O akşam okul dönüşü
buluşup yazıyı hazırlayacaklardı.
...........
Kampanyalarının beklenenden daha yoğun ilgi görmesi hepsini
yüreklendirdi. Mahallenin sevgili bakkal teyzesi Nuran Hanım imza
vermekle kalmamış, onlara bir de yol göstermişti:
-----
Hüseyin Amcanıza gittiniz mi? En başta onun imzasını alırsanız işleriniz
daha da hızlı yürüyebilir. Belediyede çok tanıdığı var.
Hüseyin
Amca, mahallenin yeni muhtarıydı. Böylece kuşlara özgürlük kampanyası
farklı bir yön kazandı.
Hemen o
cumartesi muhtarlığın kapısında buluştular. Muhtar, çocukları toplu
halde görünce merakla dışarı çıktı.
-----
Hayrola çocuklar,neler oluyor?
-----
İmza topluyoruz da Hüseyin Amca. Bir imza da senden istiyoruz.
-----
Ne imzasıymış öyle? Ben artık devlet memuru sayılırım, öyle olur olmaz
her kağıdı imzalayamam. Haydi girin içeri, soğukta kalmayın. Yeni çay
demlemiştim hem içer, hem de konuşuruz.
Küçük
muhtarlık odasına girdiler. Koltuklara ikişer ikişer sığıştılar. Muhtar
çayları doldurup masaya getirdi. Paylaştılar. O da yerine oturduktan
sonra sordu:
-----
Eee? Neymiş bakalım derdimiz?
Cahit öne
çıkıp elindeki kağıtları uzattı. Hüseyin Amca yazılanları okudu, imza
listesini inceledi. Sonra düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. Çayını
bir dikişte bitirip, yenisini doldurmak için mutfağa yöneldi. Dönüp
yeniden masasına oturdu. İmzalarla dolu kağıtları özenle topladı.
Çocuklar
ikircikli, bakıştılar. Acaba buraya gelmekle yanlış mı yapmışlardı?
-----
Dilekçenizi okudum çocuklar. Elinize sağlık gayet güzel yazmışsınız.
Doğrusu ben de kuşların mahallemizin süsü olduğunu düşünüyorum. Sizi
yürekten destekliyorum. Ama.....
Arzu her
zamanki ataklığıyla muhtarın sözünü kesti:
-----
Ne aması Hüseyin Abi. Madem haklıyız at bir imza olsun bitsin!
Muhtarın
sevimli yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
-----
İş imzayla bitse hemen atayım. Ama bazı şeyleri barışçıl yollardan
çözümlemek daha doğru olmaz mı?
-----
Biz kimseye savaş açmıyoruz ki! Bir haksızlığı ortadan kaldırmaya
çalışıyoruz.
Muhtar
ayağa kalktı. Çocukların önüne gelip durdu.
-----
Bir anlamda kuşların avukatlığını yapıyorsunuz! Aslında bu duyarlı
davranışınızla bir ödülü de hak ediyorsunuz.
-----
Eee..?
-----
Bence kuşlar için daha kalıcı çözümler üretmeliyiz. Örneğin mahallenin
birkaç yerine kuş evleri yapabiliriz.
-----
KUŞ EVLERİ Mİ?
Çocuklar
sevinçle bağrıştılar. Doğrusu ya böyle bir çözüm akıllarına hiç
gelmemişti. Muhtar devam etti.
-----
Evet... Aslında ne zamandır bu benim de aklımdaydı. Özellikle yaz
aylarında kuşların bir damla içecek su bulamayışları beni
düşündürüyordu. Bahçelere küçüklü büyüklü kuş evleri koyarız. Yaz, kış
yemliklerini suluklarını boş bırakmayız. Ne dersiniz?
-----
Harika olur!
-----
Pekala, o halde şimdi yeni bir kampanya başlatabiliriz.
-----
Ne gibi?
Muhtar,
kağıtları uzatarak gülümsedi:
-----
Kuş evlerini almak için para toplamak gibi...
O akşam
mahalledeki tüm evlerde konuşulan başlıca konu buydu herhalde. Birkaç
gün içinde, hemen her bahçeye bir kuş evi kuruldu. Çocuklar her sabah
okula giderken kahvaltılarından artan ekmeklerini yemliklere götürüp
koymaya başladılar. Bazıları özel yemlerle doldurdu kapları. Mahalleli
için zevkli bir uğraş doğmuştu. Kuşlara karşı imza toplayanlar bile, kuş
evlerine yem taşır olmuşlardı. Bir hafta sonu komşu hanımlar topluca
Cahitler’e ‘güle güle oturun” ziyaretine geldiler. Söz döndü dolaştı,
imza kampanyalarına geldi. Üç aşağı, baş yukarı aynı şeyleri söylediler.
-----
Çocuklar bize iyi bir ders verdi.
-----
Boşuna akıl yaşta değil baştadır dememişler.
-----
Kuş evleri hem çevre kirliliğini hem de kuşların yaz aylarında bile
susuz kalmasını önledi.
-----
Öyle ya...Nasıl oldu da öyle zalimce bir önlem almaya çalıştık?
-----
Boşu boşuna kalp kırdık, gönül yıktık.
Cahit’in
annesi gülümsedi. Sözlerin altında saklanan özür dileyişi sessizce kabul
etti. Komşularını geçirirken hepsiyle tek tek sarılıp öpüştü. Oğluyla
gurur duyuyordu. Sonra Cahit’e sarıldı, “ İyi ki bu işi başlattın
yavrucuğum,” dedi. “ Hem mahalleye barış geldi, hem de kuşlar açlıktan,
susuzluktan kurtuldu. Üstelik çok soğuk havalarda sığınacak bir yuvaları
da var artık.”
Ablası
gülerek ekledi:
-----
Eh artık hangi mesleği seçeyim diye düşünüp durmana da gerek kalmadı.
İyisi mi sen avukat ol. Ağzı var dili yok kuşların bile hakkını
koruduktan sonra, senin kazanamayacağın dava olmaz.
Doğrusu ya
hiç de fena fikir değildi. Zaten ne zamandır babasının avukat arkadaşına
özenip duruyordu. İlk fırsatta onunla konuşup, mesleğin inceliklerini
araştırmaya karar verdi.