KORKU TÜNELİ (10 - 12 Yaş)

Dokuz öyküden oluşan bir kitap.

İçindeki öyküler, çocuğun yaşamın gerçekçi boyutunu yazınsal bir ortamda algılamasını hedefliyor.

 

 

 

KUŞLARIN AVUKATI

 

----- Cahit! Duymuyor musun oğlum, kapı çalıyor.

----- Duyuyorum anne.

----- Peki o zaman niye açmıyorsun?

----- Açıyorum anne!

Hep böyle olurdu. Herkes evde olsa bile kapıyı açmak nedense hep Cahit’e düşerdi. Hadi annesini anlıyordu. Kadıncağız işten yorgun argın dönmüş yemek hazırlamaya çalışıyordu. Peki ablası niye ortalıkta yoktu? Belli ki çoktan okuldan eve dönmüştü. Belli ki ders de çalışmıyordu. Çünkü odasından yükselen bangır bangır müzik sesi tüm apartmana  yayılıyordu.

Kendi kendine “Tam da derse başlamıştım,” diye söylendi. Çalışma masasından kalktı, kapıyı açtı.

----- Kim gelmiş Cahit?

----- Komşu teyze anne...

Apartmana yeni taşınmışlardı. Pek fazla tanıdıkları yoktu. Annesiyle babası her sabah erkenden işe gittikleri için, komşularla tanışmaya da fırsat bulamamışlardı. Cahit, komşu hanımı elinde bir kağıtla kapıda görünce şaşırmıştı.

----- Buyurun. Bir şey mi istemiştiniz?

Kadın gülümsedi. Kapı aralığından içeri doğru, kaçamak bir bakış attı.

----- Evet yavrucuğum. Bir sorun var da...Anneni çağırabilir misin?

----- Peki.

Cahit mutfağa koştu. Annesine fısıldadı:

----- Komşu teyze geldi. Seninle görüşmek istiyor.

----- Niye acaba? Yoksa bir yaramazlık mı yaptın?

Haydaaa! İşte bir de iftira! En ufak bir olayda ilk suçlanan hep kendisi olurdu zaten! 

----- Hayır anne! Elinde bir kağıt var. Belki de para isteyecek.

Annesi elini önlüğüne kuruladı. Koridordan geçerken aynaya bir göz attı. Parmaklarıyla dağınık saçlarını düzeltmeye çalıştı. Kapıya vardığında, yüzüne en sıcak gülümsemelerinden birini bile oturtmuştu:

----- Şöyle içeri buyursaydınız ya. Ayakta kalmayın.

----- Teşekkür ederim.  Zaten size borçluyuz. “güle güle oturun”a bile gelemedik. Başka zaman inşallah.

----- Tabi...Beklerim. Bir sorun mu vardı?

Kadın elindeki kağıdı anımsadı. Hemen uzatıp anlatmaya başladı. 

----- Evet...Hem de ne zamandır halledemediğimiz bir sorun. Şu kuşlarla ilgili! Sonunda imza toplamaya karar verdik. Sizden de bir imza rica edecektim.

Annesi kağıdı aldı. Yazılanları okumaya başladı. Her satırla birlikte yüzü şekilden şekle girdi.  Cahit neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Acaba müzik setinin sesinden mi şikayet ediyorlardı? Kapıya yaklaştı.

Annesi kağıdı sonuna kadar okudu. Kaşları çatılmıştı. Bir an düşünceli bir şekilde sustu. Sonra kağıdı komşu kadına geri verdi.

----- Şeyyy...Kusura bakmayın ama ben bu kağıdı imzalayamam.

Kadının yüzündeki sevecen gülümseyiş bir anda silindi.

----- Neden? Yoksa güvercinler sizin balkonunuza  pislemiyor mu?

Annesi açıklamaya çalıştı:

----- Pisliyor... Ama bir kova suyla hallediveriyorum. Suyla sabunun temizlemeyeceği şey yok!

----- Orasını biz de biliyoruz elbet! Önemli olan balkona konmalarını önlemek. Yoksa farkında değil misiniz, bu kanatlı yaratıklar neredeyse tüm mahalleyi işgal ettiler.

----- Nasıl yani?

----- Önceleri yalnızca serçelerin seslerinden yakınıyorduk, ardından kırlangıçlar çatı aralarını paylaştılar. Güvercinlerin guruldamalarına sabrederken bu defa da kargalar dadandı mahallemize. Görmüyor musunuz, balkonlardan, kepenklerden renk renk naylon poşetler sarkıyor! Kuşlar korkup konmasın diye panayır yerine çevrildi güzelim sitemiz! Ama o da boşuna. Her yer yine  kuş kaynıyor.

----- Gördünüz ya baş edemezsiniz.

----- İşte biz de onun için imza toplamaya karar verdik ya! Siz katılmayabilirsiniz, ama mutlaka Belediye’den bir karar çıkaracağız.

Cahit şaşkınlıkla söze karıştı:

----- Belediye kuşların uçmasını mı yasaklayacak?

----- Tabi ki  yasaklayamaz. Yasaklar insanlar için olacak! Yem verilmezse her şey hallolur. Kuşları  beslemek yasaklanınca, onlar da karınlarını doyurmak için başka yerlere göçecek. Anlatabildim mi? Neyse daha fazla tutmayayım. İyi akşamlar.

Kadın öfkeyle arkasını dönüp karşı kapıya yöneldi. Annesi nezaketi elden bırakmamaya çalışarak arkasından seslendi:

----- Güle güle, iyi akşamlar hanımefendi. Oturmaya da beklerim...

O sırada konuşmaları duyan ablası da odasından çıkıp yanlarına gelmişti.

----- Ne oldu anne? Bir sorun mu var?

----- Yok canım... Kendi kendilerine dert çıkarıyorlar işte!

----- Peki ne istiyorlarmış?

----- Dedim ya, işleri güçleri yok, kendilerine uğraşacak bir şeyler arıyorlar. Kuşlara  yiyecek atılmasını yasaklatmak için imza topluyorlarmış.

Ablası şaşırmıştı.

----- Kuşların onlara ne zararı varmış?

----- Balkonlarına konup pisliyorlarmış. Çevre kirliliğine neden oluyorlarmış!

Bu son  söz  Cahit’i de öfkelendirdi.

----- Vay canına! Demek kuşlar çevreyi kirletiyormuş ha? Peki  yukarı katlardan bahçeye atılan çöplere ne demeli?

----- Öyle ya! Pamuklar, portakal kabukları,sigara paketleri, izmaritler...Yaz kış tepemizden aşağı yağmur gibi yağıyor. Bahçe çöplüğe dönüyor! O kadar şikayet ettik, kimse aldırmadı.

Annesi başını iki yana sallayarak mutfağa döndü.

----- Bu işler böyledir çocuklar. ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ derler ya, işte böyle.  Tek kelimeyle bencillik!

----- Hem de nasıl! O zavallı kuşları karda kışta ölüme terk edemeyiz herhalde! Kış bastırınca ortada yiyecek minicik bir tohum bile bulamıyorlar.

Cahit kararlı bir sesle konuya noktayı koydu:

----- Kim ne derse desin. Yaz kış dinlemem! Ben her sabah camımın önüne ekmek kırıntılarını koyarım.

Cahit, o akşam kendini bir türlü derslerine veremedi. Mahalle halkının küçücük kanatlı dostlarına karşı savaş açması çok ağrına gitmişti. Onları savunması gerekiyordu. Hemen ertesi gün uygulamaya girişti.

Okulu oldukça uzaktaydı. Annesi o yıl da, her zamanki gibi servise vermek isteyince artık  kendi başına gidebileceğini   söylemişti. Böylece aile bütçesine yük olmadığı için kendini daha da büyümüş hissediyordu.

Birkaç arkadaşıyla birlikte, otobüsle gidiyorlardı. Doğrusu çok da keyifli oluyordu, ama ara sıra neşelerini kaçıran olaylar da yaşamıyor değillerdi. Örneğin geçen sabah, Çetin komik bir olayı anlatırken yolculardan biri, “Yetti ama!Burayı okula çevirdiniz!” diye bağırmıştı. Sonra da tüm yolcular ağız birliği edip, verip veriştirmişlerdi. Ne  terbiyesizlikleri kalmıştı de saygısızlıkları. Ardından hepsi de daha önce yaşadıkları bir takım olayları ortaya dökmüştü. Okul durağında inerlerken Arzu dayanamamış, “ Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Ama siz de yol boyunca otobüsü kahveye çevirdiniz!” deyivermişti.

Doğrusu ya Cahit de otobüstekilerin davranışına bozulmuştu. Üstelik, azarlandıkları için çok da utanmıştı. Farkında olmadan seslerini yükselttiklerini kabul ediyordu, ama bunu saygısızlık ya da terbiyesizlik olsun diye yapmıyorlardı ki! Küçük bir uyarı yetmezmiş gibi dakikalarca eleştiri bombardımanı altında kalmak hiç de hoş değildi.  Yine de o günden sonra otobüste biraz daha dikkatli olmaya çalışıyorlardı.

O sabah durakta buluştuklarında, Cahit hemen, bir gece önce yaşadıklarını anlattı. Kuşlara karşı girişilen eylem hepsini üzmüştü. Emir, öfkeyle “ Bir de bizim hayvanları sevmemizi öğütlerler,” diye söylendi. Serkan, “ Bunlar hep tembel ev hanımlarının marifeti,” diye kendince bir yorum yaptı.  Çetin, “ Doğru! Temizlik yapmamak için kuşları kovmaya çalışıyorlar,” diye arkadaşını destekledi. Her zaman ataklığıyla dikkat çeken Arzu bu kez nedense daha sakindi. Akılcı bir öneride bulundu:

----- Madem ki onlar belediyeye şikayet için imza topluyorlar, biz de toplarız!

----- Nasıl yani?

----- Basbayağı. Biz de elimize bir kağıt alıp, kapı kapı gezeriz. Kuşları beslemenin yasaklanmaması için imza isteriz. Sonra da kağıdı  belediyeye götürürüz. Gerekirse hayvanları koruma derneğine bile gideriz. 

Çocuklar bu fikri tutmuşlardı. Aralarında sözleştiler. O akşam okul dönüşü buluşup yazıyı hazırlayacaklardı.

 

...........

 

Kampanyalarının beklenenden daha yoğun ilgi görmesi hepsini yüreklendirdi. Mahallenin sevgili bakkal teyzesi  Nuran  Hanım imza vermekle kalmamış, onlara bir de yol göstermişti:

----- Hüseyin Amcanıza gittiniz mi? En başta onun imzasını alırsanız işleriniz daha da hızlı yürüyebilir. Belediyede çok tanıdığı var.

Hüseyin Amca, mahallenin yeni muhtarıydı.  Böylece kuşlara özgürlük kampanyası farklı bir yön kazandı.

Hemen o cumartesi muhtarlığın kapısında buluştular. Muhtar, çocukları toplu halde görünce merakla dışarı çıktı.

----- Hayrola çocuklar,neler oluyor?

----- İmza topluyoruz da Hüseyin Amca. Bir imza da senden istiyoruz.

----- Ne imzasıymış öyle? Ben artık devlet memuru sayılırım, öyle olur olmaz her kağıdı imzalayamam. Haydi girin içeri, soğukta kalmayın. Yeni çay demlemiştim hem içer, hem de konuşuruz.

Küçük muhtarlık odasına girdiler. Koltuklara ikişer ikişer sığıştılar. Muhtar çayları doldurup masaya getirdi. Paylaştılar. O da yerine oturduktan sonra sordu:

----- Eee? Neymiş bakalım derdimiz?

Cahit öne çıkıp elindeki kağıtları uzattı. Hüseyin Amca yazılanları okudu, imza listesini inceledi. Sonra düşünceli bir şekilde kaşlarını çattı. Çayını bir dikişte bitirip, yenisini doldurmak için mutfağa yöneldi.  Dönüp yeniden masasına oturdu. İmzalarla dolu kağıtları özenle topladı.  

Çocuklar ikircikli, bakıştılar. Acaba buraya gelmekle yanlış mı yapmışlardı?

----- Dilekçenizi okudum çocuklar. Elinize sağlık gayet güzel yazmışsınız. Doğrusu ben de kuşların mahallemizin süsü olduğunu düşünüyorum. Sizi yürekten destekliyorum. Ama.....

Arzu her zamanki ataklığıyla muhtarın sözünü kesti:

----- Ne aması Hüseyin Abi. Madem haklıyız at bir imza olsun bitsin!

Muhtarın sevimli yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.

----- İş imzayla bitse hemen atayım. Ama bazı şeyleri barışçıl yollardan çözümlemek daha doğru olmaz mı?

----- Biz kimseye savaş açmıyoruz ki! Bir haksızlığı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Muhtar ayağa kalktı. Çocukların önüne gelip durdu.

----- Bir anlamda kuşların avukatlığını yapıyorsunuz! Aslında bu duyarlı davranışınızla bir ödülü de hak ediyorsunuz.

----- Eee..?

----- Bence kuşlar için daha kalıcı çözümler üretmeliyiz. Örneğin mahallenin birkaç yerine kuş evleri yapabiliriz.

----- KUŞ EVLERİ Mİ?

Çocuklar sevinçle bağrıştılar. Doğrusu ya böyle bir çözüm akıllarına hiç gelmemişti. Muhtar devam etti.

----- Evet... Aslında ne zamandır bu benim de aklımdaydı. Özellikle yaz aylarında kuşların bir damla içecek su bulamayışları beni düşündürüyordu. Bahçelere küçüklü büyüklü kuş evleri koyarız. Yaz, kış  yemliklerini suluklarını boş bırakmayız. Ne dersiniz? 

----- Harika olur!

----- Pekala, o halde şimdi yeni bir kampanya başlatabiliriz.

----- Ne gibi?

Muhtar, kağıtları uzatarak  gülümsedi:

----- Kuş evlerini almak için para toplamak gibi...

O akşam mahalledeki tüm evlerde konuşulan başlıca konu buydu herhalde. Birkaç gün içinde, hemen her bahçeye bir kuş evi kuruldu. Çocuklar her sabah okula giderken kahvaltılarından artan ekmeklerini yemliklere götürüp koymaya başladılar. Bazıları özel yemlerle doldurdu kapları. Mahalleli için zevkli bir uğraş doğmuştu. Kuşlara karşı imza toplayanlar bile, kuş evlerine yem taşır olmuşlardı. Bir hafta sonu komşu hanımlar topluca Cahitler’e ‘güle güle oturun” ziyaretine geldiler. Söz döndü dolaştı, imza kampanyalarına geldi. Üç aşağı, baş yukarı aynı şeyleri söylediler.

----- Çocuklar bize iyi bir ders verdi.

----- Boşuna akıl yaşta değil baştadır dememişler. 

----- Kuş evleri hem çevre kirliliğini hem de kuşların yaz aylarında bile susuz kalmasını önledi.

----- Öyle ya...Nasıl oldu da öyle zalimce bir önlem almaya çalıştık?

----- Boşu boşuna kalp kırdık, gönül yıktık.

Cahit’in annesi gülümsedi. Sözlerin altında saklanan özür dileyişi sessizce kabul etti. Komşularını geçirirken hepsiyle tek tek sarılıp öpüştü. Oğluyla gurur duyuyordu. Sonra  Cahit’e sarıldı, “ İyi ki bu işi başlattın yavrucuğum,” dedi. “ Hem mahalleye barış geldi, hem de kuşlar açlıktan, susuzluktan kurtuldu. Üstelik çok soğuk havalarda sığınacak bir yuvaları da var artık.”

Ablası gülerek ekledi:

----- Eh artık hangi mesleği seçeyim diye düşünüp durmana da gerek kalmadı. İyisi mi sen avukat ol. Ağzı var dili yok kuşların bile hakkını koruduktan sonra, senin kazanamayacağın dava olmaz.

Doğrusu ya hiç de fena fikir değildi. Zaten ne zamandır babasının avukat arkadaşına özenip duruyordu. İlk fırsatta onunla konuşup, mesleğin inceliklerini  araştırmaya karar verdi.

 

(Bu öykü, Nur İçözü'nün "Korku Tüneli" adlı kitabından alınmıştır.)