Annesi,”Onlara
güneş çiçeği değil, ay çiçeği derler,” dedi.
Cengiz’in bu işe
aklı hiç ermemişti.
“Olur mu canım?
Bunlar bal gibi de güneş çiçeği. Ay’a benzer bir yanları yok ki!”
Babası atıldı:
“Haklısın, ama
öyle denmiş bir kez...Aslını ararsan bazıları bu çiçeklere günebakan da
derler.”
Annesi tamamladı:
“Çünkü başlarını
sürekli güneşe doğru çevirirler.”
Cengiz gülümsedi.
“Demek ki,güneşi çok seviyorlar,”dedi.
Kardeşi Çiçek her
zamanki bilmişliğiyle,”Güneşi kim sevmez ki!” diye söze karıştı.
Cengiz
gülümseyerek kardeşine baktı. Zaman zaman ona kızdığı oluyordu,ama aslında
onu çok seviyordu. İçini çekerek pencereye biraz daha yanaştı. Otomobil
tarlaların arasında ilerlerken, çiçekler de onları selamlarmış gibi iki
yana sallanıyor, kocaman başlarını öne eğiyorlardı. O da el sallayarak
çiçeklerin selamına karşılık verdi. “Bunlara kim ay çiçeği adını takmış,
anlamıyorum.” Diye söylendi.
Çiftliğe
vardıklarında bu soru çoktan aklından çıkmıştı bile. Neşeyle koşuşan
ördekler, civcivler, zamanlı zamansız öten horozlar...Meleyen kuzular,
böğüren inekler. Ve atlar...Danseder gibi koşarken tozu dumana katan
atlar... Bazen şaha kalkıp, incecik bacaklarıyla havayı döven atlar...
Her şey öylesine
büyüleyici görünüyordu ki...Cengiz, denizi de, kumsalda oynamayı da bir
anda unutuverdi. Artık her sabah erkenden kalkıp çiftlikteki emine
Bacı’yla birlikte kümeslerden yumurta toplamaya gidiyordu. Süt sağma
saatleri ise onun için başlı başına bir tören gibiydi. Emine Bacı’yla
birlikte beyaz önlüklerini giyip, çizmelerini ayaklarına geçiriyor sonra
da ahırın yolunu tutuyordu. Sarıkız’ın, Ceylan’ın Benekli’nin onu görünce
sevinçle kuyruklarını sallamasına bayılıyordu. Paytak ördekleri kovalamak,
köpeklerle alt alta üst üste güreşmek en sevdiği oyunlar arasındaydı. Hele
bütün bu yorgunluklardan sonra ayçiçeği tarlasına gidip çiçeklerin dibine
uzanmak ona bambaşka bir haz veriyordu.
Yine böyle
günlerden biriydi .Sıcaktan ve oynamaktan yorulmuştu. Ayçiçeği tarlasına
gidip boylu boyunca yere uzandı. Kocaman sarı kafalar, başlarını bir sağa,
bir sola sallayarak Cengiz’i yelpazeliyorlardı. Cengiz, çiçeklerin
arasından belli belirsiz görünen güneşe göz kırptı. Yanında henüz
büyümekte olan bir ayçiçeğinin ipeksi yapraklarını okşamaya başladı. Çiçek
bu sevgiden öylesine duygulanmıştı ki, “Sana bir sır vermek istiyorum,”
diyerek yanağına bir öpücük kondurdu. “Aslında haklısın. Biz güneş
çiçekleriyiz. Binlerce yıl önce, her birimiz bir gün ışığıydık. Her sabah
erkenden yeryüzüne koşar, dalgalı denizlerde, yemyeşil ormanlarda
oynardık. Dünyadaki yaşamdan öylesine hoşlanmıştık ki, bir akşam çok geç
saatlere kadar oynadık. Hiçbirimiz gökyüzünde Ay’ın yükseldiğini
ayrımsayamadık. Çünkü o gece Ay da, tıpkı Güneş gibi yusyuvarlak ve
kıpkırmızıydı. Tek farkı, onun gibi sıcacık olmamasıydı. Gecenin ilerleyen
saatlerinde hava öylesine serinledi ki, toprağın üzerinde donduk kaldık.
Ertesi sabah uyananlar çok şaşırdılar. Yaşamlarında ilk kez böylesi bir
çiçek görüyorlardı Pek çoğu bunun bir gece önceki dolunayın marifeti
olduğunu sandı. O nedenle bize ayçiçeği adını taktılar. Biz ise, güneş
annemizi hiç unutmadık. İşte o yüzden sürekli Güneş’e dönüp bize verdiği
cezanın bitmesini bekliyoruz. Bir gün gelip yeniden gün ışığı olmanın
düşleriyle yaşıyoruz. “
Hafif bir esinti
Cengiz’in yüzünü okşadı. Güneş kapalı göz kapaklarının ardından sızıp onu
uyandırdı. Yanındaki küçük ayçiçeği muzipçe gıdıkladı burnunu. Çiftlikte
yeni bir akşam oluyordu.