GÜNEŞE TIRMANAN ÇOCUK  (10- 12 yaş)

Çocuk düşleri sınır tanımaz. Bir bakarsınız, bir güneş ışıncığına tutunup bulutların üstüne bile çıkmış. Önemli olan gözlerinin parlamasını engelleyip, gerçekleri görebilmeyi öğrenmesidir.

Kitabımızın kahramanı Cengiz de dostu güneşle çeşitli serüvenlerin içinde bulur kendisini. Fantastik bir kurgu.

GÜNEŞ ÇİÇEKLERİ

İlk kez köye gidiyorlardı. Babası,”Bu yaz denize gidemeyeceğiz. Sizi bir arkadaşımın çiftliğine götüreceğim,” deyince hepsi çok üzülmüşlerdi. Çok geçmeden bavullar hazırlanmış,yola koyulmuşlardı bile. Cengiz, gökdelenlerle dolu büyük kentten ilk kez ayrılıyordu. Büyük caddeler, ara sokaklar derken, geniş otoyolu da arkalarında bıraktılar. Tozlu topraklı köy yoluna girdikleri anda, Cengiz’in düş kırıklığı iyice derinleşti.  Doğrusu hiç de güzel bir tatil geçireceğine inanmıyordu. Arabanın arka koltuğuna büzüldü. Küskün küskün elindeki kitabın sayfalarını çevirmeye başladı. Birden gözü camdan dışarı kaydı. Görüntü sürekli değişiyordu. Önce yolun iki yanında uzun boylu, sarı başaklı buğday tarlalarını, ardından tıpkı birer güneş gibi parlayan kocaman çiçekleri gördü. Şaşırmıştı. Neşeyle,”Anneciğim şunlara bak! Kocaman güneş çiçekleri açmış her yerde...” diye bağırdı. Babasıyla annesi neşeyle güldüler.

Annesi,”Onlara güneş çiçeği değil, ay çiçeği derler,” dedi.

Cengiz’in bu işe aklı hiç ermemişti.

“Olur mu canım? Bunlar bal gibi de güneş çiçeği. Ay’a benzer bir yanları yok ki!” 

Babası atıldı:

“Haklısın, ama öyle denmiş bir kez...Aslını ararsan bazıları bu çiçeklere günebakan da derler.”

Annesi tamamladı:

“Çünkü başlarını sürekli güneşe doğru çevirirler.”

Cengiz gülümsedi. “Demek ki,güneşi çok seviyorlar,”dedi.

Kardeşi Çiçek her zamanki bilmişliğiyle,”Güneşi kim sevmez ki!” diye söze karıştı.

Cengiz gülümseyerek kardeşine baktı. Zaman zaman ona kızdığı oluyordu,ama aslında onu çok seviyordu. İçini çekerek pencereye biraz daha yanaştı. Otomobil tarlaların arasında ilerlerken, çiçekler de onları selamlarmış gibi iki yana sallanıyor, kocaman başlarını öne eğiyorlardı. O da el sallayarak çiçeklerin selamına karşılık verdi. “Bunlara kim ay çiçeği adını takmış, anlamıyorum.” Diye söylendi.

Çiftliğe vardıklarında bu soru çoktan aklından çıkmıştı bile. Neşeyle koşuşan ördekler, civcivler, zamanlı zamansız öten horozlar...Meleyen kuzular, böğüren inekler. Ve atlar...Danseder gibi koşarken tozu dumana katan atlar... Bazen şaha kalkıp, incecik bacaklarıyla  havayı döven atlar...

Her şey  öylesine büyüleyici  görünüyordu ki...Cengiz, denizi de, kumsalda oynamayı da bir anda unutuverdi. Artık her sabah erkenden kalkıp çiftlikteki emine Bacı’yla birlikte kümeslerden yumurta toplamaya gidiyordu. Süt sağma saatleri ise onun için başlı başına bir tören gibiydi. Emine Bacı’yla birlikte beyaz önlüklerini giyip, çizmelerini ayaklarına geçiriyor sonra da ahırın yolunu tutuyordu. Sarıkız’ın, Ceylan’ın Benekli’nin onu görünce sevinçle kuyruklarını sallamasına bayılıyordu. Paytak ördekleri kovalamak, köpeklerle alt alta üst üste güreşmek en sevdiği oyunlar arasındaydı. Hele bütün bu yorgunluklardan sonra ayçiçeği tarlasına gidip çiçeklerin dibine uzanmak ona bambaşka bir haz veriyordu.

Yine böyle günlerden biriydi .Sıcaktan ve oynamaktan yorulmuştu. Ayçiçeği tarlasına gidip boylu boyunca yere uzandı. Kocaman sarı kafalar, başlarını bir sağa, bir sola sallayarak Cengiz’i yelpazeliyorlardı. Cengiz, çiçeklerin arasından belli belirsiz görünen güneşe göz kırptı. Yanında henüz büyümekte olan bir ayçiçeğinin ipeksi yapraklarını okşamaya başladı. Çiçek bu sevgiden öylesine duygulanmıştı ki, “Sana bir sır vermek istiyorum,” diyerek yanağına bir öpücük kondurdu. “Aslında haklısın. Biz güneş çiçekleriyiz. Binlerce yıl önce, her birimiz bir gün ışığıydık. Her sabah erkenden yeryüzüne koşar, dalgalı denizlerde, yemyeşil ormanlarda oynardık. Dünyadaki yaşamdan öylesine hoşlanmıştık ki, bir akşam çok geç saatlere kadar oynadık. Hiçbirimiz gökyüzünde Ay’ın yükseldiğini ayrımsayamadık. Çünkü o gece Ay da, tıpkı Güneş gibi yusyuvarlak ve kıpkırmızıydı. Tek farkı, onun gibi sıcacık olmamasıydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde hava öylesine serinledi ki, toprağın üzerinde donduk kaldık. Ertesi sabah uyananlar çok şaşırdılar. Yaşamlarında ilk kez böylesi bir çiçek görüyorlardı Pek çoğu bunun bir gece önceki dolunayın marifeti olduğunu sandı. O nedenle bize ayçiçeği adını taktılar. Biz ise, güneş annemizi hiç unutmadık. İşte o yüzden sürekli Güneş’e dönüp bize verdiği cezanın bitmesini bekliyoruz. Bir gün gelip yeniden gün ışığı olmanın düşleriyle yaşıyoruz. “

Hafif bir esinti Cengiz’in yüzünü okşadı. Güneş kapalı göz kapaklarının ardından sızıp onu uyandırdı. Yanındaki küçük ayçiçeği muzipçe gıdıkladı burnunu. Çiftlikte yeni bir akşam oluyordu.

YAZARIN, “ GÜNEŞE TIRMANAN ÇOCUK “ ADLI KİTABINDAN ALINMIŞTIR /Altın Kitaplar-2002